
Su
SU: Su doğada çok yaygındır. İnsan ve hayvan organizmasının % 60-85′ini oluşturmaktadır. Bununla birlikte şişmanlarda su oranı az, zayıf insanlarda ise fazla bulunmaktadır.

SU: Su doğada çok yaygındır. İnsan ve hayvan organizmasının % 60-85′ini oluşturmaktadır. Bununla birlikte şişmanlarda su oranı az, zayıf insanlarda ise fazla bulunmaktadır.

TRİGLİSERİTLER:Besinlerdeki yağların olduğu kadar vücut yağlarının da en büyük bölümünü oluştururlar. Normalde, besinlerdeki yağların % 95 kadarı sindirilir ve emilir. Yedek enerji ve yakıt kaynağı olarak yağ dokularında depolanır. Protein koruyucu etkileri vardır, Ayrıca, deri altında toplanan yağ, vücut ısısının korunmasında, yaşamsal önemi olan organların travmalardan korunmasında, yağda eriyeiı vitaminlerin kolay emilmesinde önemli bir görev üstlenir.. devamını okuyun »

POTASYUM: Potasyum (K] hücreler içinde bulunan katyon madenlerin en başında yer alır. Hücre dışı sıvılarda en çok sodyum, hücre içinde en çok potasyum bulunur. Potasyum kasların işlevinde çok önemli bir yer tutar. Özellikle kalp kasının düzenli çalışması vücuttaki, kalp kası hücresindeki ve kandaki potasyum düzeyleriyle çok yakından ilgilidir. Potasyum, hücreler içindeki ozmotik basıncın korunmasına katkıda bulunarak hücre içindeki sıvının dışa kaçmasının önlenmesini sağlamaktadır. Hücre içinde fazla düzeyde potasyum bulunması aynı zamanda hücrelerdeki protein sentezi için de gereklidir. Besinler yoluyla günde 4 güne kadar potasyum alınmaktadır. Yukarıdaki tabloda çeşitli besinlerin potasyum yönünden değerleri verilmiştir. Potasyumun vücuttan en önemli atılım yolu böbrekler aracılığıyladır. Sağlıklı bir biçimde çalışan böbrekler, vücuttaki fazlahk potasyumu kolaylıkla atabilirler. Bu nedenle bazı özel durumların dışında vücutta potasyum fazlalığı gelişmemektedir. Ancak böbrek yetmezliği, aşırı su kaybı, damar içine aşırı düzeyde potasyum verilmesi ve Addison hastalığı gibi durumlarda kandaki potasyum düzeyi çok artmaktadır. Bu duruma “hiperkalemi” denilmektedir. Hiperka-lemi durumlarında kalp atış sayısının ve kasılma gücünün azalması, bilinç bulanıklığı, kas ağrıları ve güçsüzlüğü gibi belirtiler gelişmektedir. Vücutta potasyum azlığı gelişmesi daha sık rastlanan bir olaydır. Sindirim kanalı salgıları potasyum yönünden zengindir. Uzun süreli aşırı kusma ve ishaller potasyum kaybı yoluyla kanda potasyum azalmasına (hipopotasemi) yol açabilirler. Yetersiz beslenmeyle birlikte habis tümör, müzmin bulaşıcı hastalıkların seyri sırasında da hipopotasemi gelişebilir. Kortizol hormonu, böbreklerden sodyum geri emilimini ve buna karşılık potasyum atılmasını çoğaltmaktadır. Gushing hastalığı gibi kortizol salgısının yükseldiği durumlarda kanda hipopotasemi gelişebilmektedir. İdrar sökücü [diüretik] ilaçların bazıları da (örneğin “asetazolamid”, “klorotiazid” gibi) idrar içinde aşırı potasyum azlığı yaratabilmektedirler,Kanda potasyum azlığına bağlı olarak kalp atışlarında hızlanma, kalpte genişleme, kaslarda güçsüzlük, sinirlilik gibi belirtiler gelişebilmektedir.Hücre içi sıvıların en önemli katyonu potasyumdur. Besin olarak aldığımız potasyum kaynağı, besin olarak yediklerimizin hücre materyalidir. Potasyum* incebağırsakta plazmadaki dolaşan nicelikleriyle orantılı olarak emilir. Hücre dışı sıvılardaki potasyum vücuttaki tüm dokuları dolaşır ve bazıları üzerinde önemli etkiler gösterir. Özellikle kalbin depolarizasyonu ve kasılması gibi. Potasyumun kaybedilmesi pahasına sodyumun korunması aldesteron hormonunun etkisiyle gerçekleşir. Bu nedenle normal böbrek fonksiyonları sırasında potasyum yitimi söz konusudur. devamını okuyun »

KALSİYUM: Organizmada öteki zorunlu minerallere oranla en fazla kalsiyum bulunur. 70 kg’lık bir vücudun 1.2 kg’ı kalsiyumdur. Bu rakamın % 99′undan fazlasını kemikler ve dişler oluşturur. Kalsiyumun kemiklerin yapısında yer alması kadar bazı hücresel etkinliklerdeki rolü de yaşam açısından önemlidir. Sinir ve kas fonksiyonları, hormonal etki mekanizması, kanın pıhtılaşması hücresel hareketlilik ve benzeri birçok önemli olayda kalsiyumun vazgeçilmez görevleri vardır.Kalsiyum duodenum veincebağırsaktan kalsiyıım bağlayıcı proteinin (calmodulin) yardımıyla emilir. ” Dışarı atılımı, kandaki düzeyi 7 mg/dl’nin üzerine çıktığında böbrekler aracılığıyla olur. Kalsiyum eksikliğinde tetani ve buna bağlı olarak kas ve sinir bozuklukları görülür. devamını okuyun »

KÜKÜRT (S): Metionin, sistin ve sistein gibi aminoasitlerin yapısında bulunur. Bu nedenlede vücudun hemen bütün proteinlerinde yeralır.Bağdokusu, deri, kıl ve tırnaklar kükürtten zengindir. Treonin ve biostin ile koenzim A moleküllerinde de kükürt vardır. devamını okuyun »

SODYUM: “Sodyum” (Na) hücre dışındaki katyonlar arasında en çok bulunan madendir. Sodyum vücudun asit-baz dengesinin ayarlanmasında etkili olduğu gibi, organizmadaki ozmotik basıncın oluşmasına da katkıda bulunarak, vücudun su tutmasını sağlamaktadır. Sodyum aynı zamanda kas hücrelerinin kasılma işlevinde, hücre içi ile hücrelerarası ortam arasındaki su ve elektrolit alışverişinde görev alan bir madendir. Hergün besinlerle ahnan sodyumun miktarı 3 g kadardır. Sodyumun vücuttan atılmasını sağlayan en önemli iki mekanizma ise terleme ve idrardır. Bu nedenlerle sıcakta terlemiş olan kimselerin duşla birlikte bir miktar da tuz almaları gereklidir.Organizmadaki tuz fazlalığı da tuz azlığı da olumsuz sonuçlar yaratmaktadır, örneğin fazla tuzlu yiyen kimselerde kandaki tuz miktarı artmaktadır. Bu ise belli bir tansiyon yükselmesine neden olmaktadır.Bilindiği gibi tansiyon yüksekliği ise damar sertliği ile yakından ilgilidir. Vücutta sodyum azalması kusma, kas güçsüzlüğü ve ağrıları, bilinç bulanıklığı ve solunum yetmezliği belirtilerine yol açabilmektedir. Addison hastalığında kanda sodyum azlığı gelişir. Müzmin böbrek yetmezliğinin başlangıç dönemlerinde de hasta idrar yoluyla çok sodyum kaybettiği için sodyum yetmezliğine (hiponatremi) düşebilir.

E VİTAMİNİ: Tokoferoller olarak bilinen birçok madde E vitamini aktivitesi gösterir. 1920′lerden beri tanınmaktaysa da görevleri iyi büinmemektedir. Başlıca rolü antioksidan oluşu gibi görünüyor. E vitamini oksijeni tutarak bağırsaklardaki A vitaminin oksidasyonunu önle-yebüir; böylece A vitamininin kullanılabilir duruma gelmesini sağlar. İleri düzeyde doymamış yağ asitlerinin oksidasyonunu önler ve normal hücre zarlarının korunmasına yardımcı olur. Eritrositleri hemolize karşı korur. Hayvanların üremesi için gereklidir; belki insanlar için de bugeçerlidir. Hücrelerin yaşlanması olayında ise bazı önemli görevler üstlendiği düşünülmektedir. Günlük gereksinim düzeyi, alfa t okofer ol eşdeğeri olarak, erkekler için 10 mg , kadınlar için 8 mg ‘dır.E vitamini bitkisel yağlarda (mısır, soya, pamuk yağları) ve margarinde bulunur. Bunlarla günlük gereksinimin yaklaşık üçte ikisi karşılanır. Tahıl, baklagiller, ceviz ve fındık, koyu yeşil sebzeler de iyi birer kaynak oluştururlar. Yağların oksidasyonunu ve ekşimesini önlemek amacı ile yağ üretiminde kullanılmaktadır. devamını okuyun »

İYOT (I): Vücuttaki iyodun en büyük bölümü tiroit bezinde bulunur. Tiroit hormonlarının yapısına girer. İncebağırşaktan kolayca emilir ve tiroit bezinde depolanır. Gereksinim fazlası idrarla atılır. Günlük 150 mikrograaı kadar iyot gereksinimimiz vardır. devamını okuyun »

DEMİR (Fe): Vücutta toplam demir düzeyi erişkinlerde 3-5 gramdır. Bunun çoğu hemoglobin yapısında yer alır. Ayrıca miyoglobinin bileşiminde bulunur ve enerji metabolizmasında etkili bazı enzimlerin yapışma girer. Demir tuzları çoğunlukla suda erimezler. Besinlerden emilen demir sınırlıdır ve vücudun gereksinimine göre değişir. Bir erişkinde besinlerdeki demirin ancak % 5-10′u bağırsaktan emilebilir. Büyüme ve gelişme çağındaki çocuklarda, gebe ve emziren kadınlarda ve anemik hastalarda demir emilimi daha yüksektir. Asit ortamda eriyebilen demir tuzları inceb ağırşağın yukarı bölümlerinde emilebilmektedir. C vitamini, sebzelerdeki organik asitler demir emilimini artırırlar. Buna karşılık sebzelerdeki demir hayvansal (et) besinlerdeki demire oranla daha güç emilir. Antasid ilaçlar (mide ilaçları) emilimi bozmaktadır. Demir vücutta ekonomik olarak kullanılır. Bu nedenle eritrosit yıkımı sırasında açığa çıkan demir yeniden kullanılır. Az düzeyde demir deri ve mukoza dokusundan, saç, tırnak biçiminde ve idrar yoluyla kaybedilir. Günlük kayıp 0.5-1 mg arasındadır. Adet kanamaları sırasında 15-30 mg demir kaybedilir; bu, günde 0.5-1 mg demir kaybı demektir.